Monday, June 22, 2026

Ketojenik diyetin zararları

Ketojenik diyetin zararları.

ekşisözlük'te bir yazardan alıntıdır. 22.06.2026. (ketojenik diyet - #184567808 - ekşi sözlükhttps://eksisozluk.com/entry/184567808?debe=true)

"

ketojenik beslenmeyi 2 sene boyunca çok disiplinli şekilde yapmış birisi olarak tecrübelerimi objektif ve tek tek yazmak istiyorum. şimdiden söyleyeyim biraz uzun olacak, ama yazdıklarımın bu diyeti yapmak isteyenlerin çok işine yarayacağını düşünüyorum.

öncelikle bu diyeti 1-2 ay yapıp burada öve öve bitiremeyen arkadaşları referans almamanızı tavsiye ederim. vücut o kadar güçlü bir makine ki 2 ay tecrübe edilmiş bir diyet hakkında konuşmak inanın hiç bir senaryoda objektif olmayacaktır. entryler arasında şöyle bir göz gezdirdiğimde herkes ya teorik olarak ketojenik diyet hakkında düşüncelerini yazmış, ya da kısa süre deneyimleyip faydalarını görmüş ama diyetin zararlarına hiç maruz kalmadan bırakmış ve o deneyimler üzerinden olumlu şeyler yazmış. amacım kimseyi küçük görmek değil yanlış anlaşılmasın. ben sizler adına ketojenik diyeti neredeyse harfiyen uzun dönem uygulamış bir kişi olarak ortalama bir insandaki etkilerini yazmak ve bu platformun ruhuna yakışır bir entry bırakmak istedim.

girizgah bittiyse başlayalım.

yıl 2020. hayatımda spor, yaşam tarzı, beslenme anlamında köklü kararlar alıp ciddi şekilde uygulamayı seven bir insan olarak tesadüfen radarıma ketojenik beslenme takılmıştı o zamanlar. vaat ettikleri, disiplini, ekosistemi çok ilgimi çekmişti. en önemli özelliği ise enerji kaynağı olarak ana akım beslenme şekillerine başlı başına meydan okumasıydı. ketojenik diyet harici diğer tüm beslenme şekilleri kendi aralarındaki büyük farklara rağmen yakıt olarak karbonhidrat (glikoz) kaynaklı bir beslenme şekli sunarlarken ketojenik beslenmede asıl kaynak yağ yani ketonlardı. şimdiye kadar vücut enerji üretimine bu kadar radikal bakış açısı olan başka bir diyet duymamıştım.

teoride diğer beslenme şekillerini araçlardaki içten yanmalı motorların çalışması olarak görüyorsak ketojenik beslenmeyi de ev (elektrikli) araçların çalışma şekline benzetebiliriz. devrimsel, çok daha verimli, çok daha sağlıklı (!)

ketojenik beslenme o kadar ilgimi çekmişti ki boş zamanımın neredeyse tamamını keto videoları seyrederek, hakkında yazılar ve çalışmalar okuyarak geçirmeye başlamıştım. (bundan sonra ketojenik diyeti kısaca keto olarak isimlendireceğim) bu sihirli dünyanın kapılarını popüler içerik üreticisi ve en büyük keto gurusu dr. eric berg ile açmış, thomas delauer ile ketonun sıkıcı olmadığını, kas kütlesi olan sportmen insanlar tarafından da tercih edildiğini görmüş ve öğrenmiş, dr. boz ve dr. sten ekberg ile iyice derinlerine dalmaya başlamıştım. araştırmalarıma başladıktan 1-2 ay sonra çok disiplinli şekilde ketoyu uygulamaya başladım.

ketocular bilirler. keto; kurallar, disiplin ve bilgi olmadan uygulanabilecek bir beslenme şekli değildir. örneğin akdeniz diyetinde akşam patates kızartması yiyerek yani cheat meal atarak bir sonraki öğünde bunu telafi edebilir, hiç hata yapmamış gibi diyetinize devam edebilirsiniz. keto ise böyle şımarıklıklara asla taviz vermez. ketosisten çıkmanız yanlış bir öğün yemenize değil, yanlış bir lokma almanıza bakar. yememeniz gereken bir şeyden 1 lokma yiyerek 3-4 gün geriye gidebilir, ketosisten çıkabilir ve tekrar ketosise girmek için keto flu evresini geçmeye çalışmanız gerekir. tüm yedikleriniz hakkında bilgiye sahip olmanız, ketoya aykırı bir yiyeceği yememeniz, az miktarı sorun olmayacak ama çok miktarı ketoya aykırı bir yiyeceği de fazla miktarda tüketmemeniz gerekmektedir. bunları yaparken de vücudunuza girecek minerallerin yeterli olduğundan emin olmanız, böbreklerinize zarar gelmesin diye bol su tüketmeniz ve mutlaka lifli gıdaları yeterli miktarda tüketmeniz gerekir.

ketonun en olmazsa olmaz kurallarından birisi de if ile yani aralıklı oruçla birlikte yapılmasıdır. if yaparak insülin dalgalanmalarını minimuma indirirken ketonların yediklerimizden değil de bizzat iç yağlardan sağlanması hedeflenmekte, vücudun tüm yağ depolarının metabolizmamızın kullanımına sunulması amaçlanmaktadır .

aslında keto fikir olarak muazzam bir beslenme şeklidir. teoride mükemmel, fikir olarak da devrimsel olan bu beslenme şekli beni o dönemde inanılmaz etkilemişti. keto ile kan şekeriniz neredeyse stabil kalacak diğer beslenme şekillerindeki gibi insülin dalgalanmaları yaşamayacaktınız, vücut enerji kaynağı olarak devamlı ve sürekli yağ yaktığı için vücutta her an hazır bulunan yağ rezervlerinden kolayca harcayabilecek ve 3-4 gün bile yemek yemeye hiç ihtiyaç duymadan normal hayatınıza devam edebilecektiniz, direkt keton yakmaktan keyif alan beyniniz ona sağladığınız ketonlardan ziyadesiyle memnun olacak beyin sisi, alzheimer gibi bilişsel sorunları yaşama şansınız çok daha azalacaktı. ketonun teoride burada yazarak uzatmak istemediğim onlarca avantajı ve faydası vardı vücuda. bu faydaların bende de olup olmadığını, ya da deneyimleyip deneyimlemediğimi tek tek, uzun uzun yazmayacağım.

ketonun beni en çok etkileyen ve başlamamda motivasyon kaynağı olan kısmı da şu oldu aslında. günümüz insanına 1 gün yemek vermeyin elini kolunu zor kaldırır hale gelir. en sağlıklı insanda bile halsizlik, güçsüzlük ve moral bozukluğu oluşur. yerleşik düzene geçmemiş karnivor atalarımız da acaba her gün beslenebiliyorlarmıydı? bence hayır. tıpkı haftalarca beslenmeden yaşayabilen vahşi hayvanlar gibi uzun dönem aç kaldıklarında bile avlanacak gücü bulabiliyorlardı. nasıl peki? karnivor (bir nevi keto) beslendiklerinden vücutlarındaki yağ dokularını haftalarca kullandıkları ve bu sayede hayatta kalabildikleri teorisi beni büyülemişti. medeni hayata alışmış, tarım sayesinde gıdaya her an ulaşabilen insanlar hem bedenen hem de ruhen güçsüzleşmiş, en ufak açlıkta yıkılan, kan şekerleri düşen, halsizlikle mücadele etmeye çalışan ve karnivor atalarının azametinden uzak birer ucubeye dönüşmüşlerdi.

sonuç olarak beni ketoya başlamamda etkisi olan asıl motivasyon kaynağının zayıflamak, sağlıklı yaşamak gibi etmenler olmadığını, atalarımızın sahip olduğunu düşündüğüm açlığa dayanıklılık ve performans düşüşü olmadan hayatlarını idame ettirebilmeleri olduğunu söylemek isterim kısaca. içimdeki o hayvansı, ilkel ve genlerimizde bulunan yüksek potansiyeli açığa çıkarmaktı asıl amacım.

konudan çok uzaklaşmadan devam edelim. ketoya başlamıştım ve çok ciddiydim. keto diyetine uymayan hiçbir gıdayı azıcık bile olsa yemiyordum. if gereği günde sadece 1 öğün yemek yiyordum artık. evde eşim bana ayrı yemek pişiriyordu, kendisine ve çocuklara ayrı yemek yapıyordu. evde bir şekilde devam ettiriyorduk bunu ama asıl mücadele dışarda beslenirken başlıyordu. örnek vermem gerekirse işte yemeğe iniyordum ve tam olarak şöyle örnek bir manzara yaşanıyordu. ne var ustam yemekte? yayla çorbası var kancello bey (içimden yemem diyordum) yanında patatesli yahni var (tamam koy ustam) yanında pilav var (yemem) son olarak da tatlı var (ağzıma değil dilime bile sürmem)

kısaca işyerindeki yemekte şanslı olduğum bu örnekte patateslerinden ve suyundam ayırdığım et, salata barından alınmış salata ve yine salata barından alınmış kereviz yiyebildim. yemekhaneye uğrayıp ağzıma hiçbir şey sürmeden yanıma aldığım keto friendly yiyeceklerden atıştırdığım da çokça olmaktaydı.

işyeri harici dışarda yemek ise çeşit çeşit yemeğin olduğu restoranlarda bile problem olmaktaydı. örneğin balıkçıya gidip unlanmış hamsi yiyemediğimden (ketosisten şutlanırım diye korkup) ısrarla sadece yağda pişirilmiş balık talep etmem gerekiyordu. ustalara bunu anlatabilmek de cabası.

bu 2 sene boyunca aslında yemek yemenin ne kadar sosyal bir olay olduğunu, keto gibi radikal bir diyetin ise bu sosyalliğin içine nasıl ettiğine birebir şahit oldum. keto inanılmaz derecede sizi, çevrenizi kısıtlayan ve devam ettirilmesi zor bir beslenme şekli diyelim özet olarak.

gel zaman, git zaman, ketojenik beslenmede 1.5 yılı devirmiştim. bu 1.5 yılda 1-2 defa dışında hiç cheat yapmadım diyebilirim. sıfır şeker, sıfır ekmek, sıfır abur cubur, sıfır yasaklı veya ketosisi bozacak miktarda "yasaklı olmayan ürün" yani. artık eşim de alışmıştı bana. yemeklerimiz apayrı idi. akşam benim için fırında somon, koskoca bir tabak dolusu yeşil salata ve üzerinde haşlanmış yumurta çıkartırken kendisine mantı, dolma gibi benim görmek bile istemediğim keto düşmanı yemekler yapıyor birlikte şen şakrak bu alakasız yemekleri yiyebiliyorduk. ben tek öğün yediğim için eşim için çok büyük sorun olmuyordu genellikle.

kilom ketodan önce 85 civarında iken 77 civarına düşmüştü. bütün dolabımı yenilemek zorunda kalmıştım. yüzüm ince ve uzun kalmıştı. eşim o halimi beğenmiyordu. ben de pek beğenmiyordum ama enerjim gerçekten de eskisine kıyasla inanılmaz artmıştı. açlık nedir bilmez olmuştum. craving yani açlıkta yemeğe duyulan özlem sıfıra yakındı diyebilirim. günlerce sadece elektrolit ve su ile yemeden durabilir ve hiç tansiyonum düşmeden, halsizlik yaşamadan hayatıma devam edebilirdim. 2-3 günlük if ler de yapmıştım bu süre zarfında. hiç zorlanmıyordum. yemek yemek benim için artık bir zorunluluk değil gibi hissetmeye başlamıştım. o öykündüğüm karnivor atalarımıza benzer bir mahlukat olmuştum sonunda. ama daha da fazlası olmaya başlamıştı vücudumda.

uyku problemleri yaşamaya başlamıştım. önceden az uyurken artık geç yatsamda erkenden kalkmayla, bir daha uyuyamamayla başladı herşey. sonrasında ise bazı geceler hiç uyuyamamaya hatta uykum iyice kaçıp evden çıkıp saatlerce yürümeye başlamıştım. bilinçaltında bunun keto ile ilişkisi olmadığından emindim. zira enerjimde en ufak bir azalma yoktu. atom enerjisiyle çalışan bir makine gibiydim. az tüketen ama çok enerji üreten bir nükleer santral gibi.

sonradan uykusuzluk kronik hal almaya başladı. hiç uyuyamadığım geceler artık istisna değil sıradan bir hal almıştı benim için. 2 günde bir 5-6 saat uyuyor hayatıma bu şekilde devam ediyordum. ayaklarımda bir huzursuzluk vardı. baldırlarımda başlayan tüm bacaklarıma yayılan bir huzursuzluk sürekli arka planda beni rahatsız eder olmuştu. huzursuz bacak sendromundan şüpheleniyordum.

3-4 ay sonra uykusuzluk artık tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. 3 gün hiç uyuyamadığım (tam olarak 81 saat) bir günün ardından türkiyenin en ünlü uyku doktoruna çok büyük meblağlar ödeyerek muayene olmaya gittim. malesef bende bir sorun olmadığını, sorunun psikolojik olduğunu düşündüğünü söylemişti ve çözümsüz olarak doktorun yanından ayrılmıştım. doktor vücudumun yeteri kadar uykuyu aldığı için uyku istemediği konusunda kendisinden emindi. ben ise artık uykusuzluktan kafayı yiyecek halde yanından ayrıldım.

o dönemdeki uykusuzluk durumu esneyip kafamın uykusuzluktan bir tarafa düşme gibi bir uykusuzluk durumu değildi. hiç uykumun gelmemesi, bütün vücudumun tam anlamıyla alert yani dikkat halinde olması ama uykusuzluktan inanılmaz bir başağrısı ve konsantre olamama durumu yaşanmasıydı.

psikolojim o kadar bozulmuştu ki artık kafamı duşta fayanslara vurup bayılmayı deneyecek kadar kötü duruma düştüğüm için yakın zaman sonra bir psikiyatriste gittim. durumu anlattım. halime acıyan doktor bana 3 adet ilaç yazmıştı. nerudo, ketiamin (uzun salınımlı ve normal) ve rivotril. yazdığı ilaçlar o kadar ağırdı ki (rivotril denen ilaç yeşil reçeteyle verilmesine rağmen eczane vermek istememişti, bildiğiniz uyuşturucu ) ilaçların hepsini günde 3-4 defa kullanmaya başlayıp zombi gibi gezmeye başlamıştım. artık uyuyabiliyordum ama uyanık olduğum zamanlarda bile zombi gibi geziyordum. aslında uyumak da değildi. bildiğin şalteri indiriyordu bu ilaçlar. günlük hayatta araç kullanmayı bırak, yürürken bile zorlandığım çok ağır psikotik ilaçları yüksek dozda kullandığım hayatımın en kötü dönemiydi bu.

o ilaçlardan ve etkilerinden sonra artık skerim böyle hayatı diyip bir gün ani bir kararla ketoyu da bıraktım. çünkü artık bu şekilde ruh gibi halimle yaşamaktan bile keyif almıyordum. yaşayan bir ölü gibiydim. 7/24 kendimde olmadığım, uyanıkken bile sürekli uyumak istediğim, sürekli narkoz alıyormuş gibi yaşadığım kabus gibi bir dönemdi.

ketoyu ilk bıraktığım gün vücudumda inanılmaz bir rahatlama hissettim. o dönemde ilaçların sonuna gelmiştim ama uyku düzenim tamamen olmasa da sürdürelibilir bir hale gelecek kadar iyileşmişti. karbonhidrat eklediğim beslenme şeklimle 1 ay sonra uyku düzenim tamamen oturmuştu. ve ilaç da kullanmıyordum. bacaklarımdaki ağrılar geçmiş, vücudumda her an hissettiğim stres, gerginlik son bulmuştu. normal insanlar gibi esnemeye, uykumun gelmesine ve ilaçsız uyuyabilmeye başlamıştım. o kadar mutluydum ki.

aylar sonra araştırmalarım sonunda ketonun vücudumu survival moda soktuğunu, keto yüzünden beyin fren sisteminin (gaba) çöktüğünü ve bu yüzden beynin vücuda uyuyabilirsin komutunu veremediğini, tavan yapan kortizol yüzünden vücudumda sürekli kronik stres olduğunu, vücudun melatonin salgılayamadığını, dolayısıyla vücudun uyuma yeteneğini ve zeminini kaybetmiş olduğunu anlamış oldum. vücudum kendini o kadar kıtlık var moduna sokmuş ki temel fonskiyonlardan olan uykuyu bile arka plana atmış. vücut ketosisteyken yağlardan gerekli enerjiyi sağlayabiliyor fakat karbonhidrat ve insülinin vücuda sağladığı uyku mekanizması tamamen çöküyor. teoride mükemmel olan temiz enerji sistemi hüsranla sonuçlanıyor.

ben o zamanlar ketoya o kadar körü körüne inanmışım ki vücudumda böyle bir etkisi olabileceğini ancak ketoyu bırakınca idrak edebildim.

sonuca geleyim. ketoyu harfiyen 2 sene uygulayan birisi olarak uygulanabilir ve sağlıklı bir beslenme şekli olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. ama if yani aralıklı orucu hala yapmaktayım. hatta omad olarak (one meal a day) olarak uyguluyorum. onu sizlere tavsiye edebilirim kesinlikle.

esen kalın

edit : kimse sormadan eklemek istiyorum. keto strip hiç kullanmadım ama nefesimdeki kesintisiz keskin aseton kokusu ve kalıcı rahatsız edici his yüzünden diyetim boyunca hemen hemen her dönemde ketosis halinde olduğuma emindim. vücut teorik olarak ketonlarla enerjisini sağlayabilse de uzun dönemde bile bu sisteme tam olarak adapte olamıyor. hatta ketonun son dönemlerinde bir kaç gece uyku uyuyabilmek için if'yi bozup tıka basa keto yiyecekler yememe rağmen uyku şalterini bir türlü indirememiştim. meğersem ceviz (yağ) yemek yerine vücudun bildiğin pilava, patatese, ihtiyacı varmış sakinleşmek için.

edit 2 : bir yazar saç dökülmesi yaşayıp yaşamadığımı sordu ve düştüğüm kilonun az olduğunu düşündüğünü söyledi. saç dökülmesi hiç yaşamadım. düştüğüm kilo da 85'den 77 idi. arkadaşlar eğer normalde çok kilolu iseniz bence kayda değer bir kilo kaybı yaşarsınız. ama eğer benim gibi zaten çok kilolu değilseniz (boyum 180) ve ketoya başlama amacınız kilo vermek değil ve kalori sayımı da yapmazsanız mucizevi bir sonuç ve kilo verme ile karşılaşmazsınız. kilo vermek için hem keto yapmanız hem de kalori saymanız ve kalori açığı oluşturmanız hala gerekiyor. hatta ketoda buna daha dikkat etmeniz gerekir çünkü ketojenik diyette yediğiniz yiyecekler normal geleneksel beslenmeye göre kalori açısından çok daha yoğundur. yağ odaklı beslenme = kalori açısından çok daha yoğun gıdalar demektir. benim keto yapmamdaki asıl amaç vücudumun yakıtını glikozdan ketona çevirmek ve ketosisde kalmaktan ibaretti. diyet boyunca hiç kalori saymadım. tek öğünde beni tatmin edecek kadar sınırsızca yedim.

"

No comments:

Post a Comment