Monday, June 22, 2026

Ketojenik diyetin zararları

Ketojenik diyetin zararları.

ekşisözlük'te bir yazardan alıntıdır. 22.06.2026. (ketojenik diyet - #184567808 - ekşi sözlük, https://eksisozluk.com/entry/184567808?debe=true)

"

ketojenik beslenmeyi 2 sene boyunca çok disiplinli şekilde yapmış birisi olarak tecrübelerimi objektif ve tek tek yazmak istiyorum. şimdiden söyleyeyim biraz uzun olacak, ama yazdıklarımın bu diyeti yapmak isteyenlerin çok işine yarayacağını düşünüyorum.

öncelikle bu diyeti 1-2 ay yapıp burada öve öve bitiremeyen arkadaşları referans almamanızı tavsiye ederim. vücut o kadar güçlü bir makine ki 2 ay tecrübe edilmiş bir diyet hakkında konuşmak inanın hiç bir senaryoda objektif olmayacaktır. entryler arasında şöyle bir göz gezdirdiğimde herkes ya teorik olarak ketojenik diyet hakkında düşüncelerini yazmış, ya da kısa süre deneyimleyip faydalarını görmüş ama diyetin zararlarına hiç maruz kalmadan bırakmış ve o deneyimler üzerinden olumlu şeyler yazmış. amacım kimseyi küçük görmek değil yanlış anlaşılmasın. ben sizler adına ketojenik diyeti neredeyse harfiyen uzun dönem uygulamış bir kişi olarak ortalama bir insandaki etkilerini yazmak ve bu platformun ruhuna yakışır bir entry bırakmak istedim.

girizgah bittiyse başlayalım.

yıl 2020. hayatımda spor, yaşam tarzı, beslenme anlamında köklü kararlar alıp ciddi şekilde uygulamayı seven bir insan olarak tesadüfen radarıma ketojenik beslenme takılmıştı o zamanlar. vaat ettikleri, disiplini, ekosistemi çok ilgimi çekmişti. en önemli özelliği ise enerji kaynağı olarak ana akım beslenme şekillerine başlı başına meydan okumasıydı. ketojenik diyet harici diğer tüm beslenme şekilleri kendi aralarındaki büyük farklara rağmen yakıt olarak karbonhidrat (glikoz) kaynaklı bir beslenme şekli sunarlarken ketojenik beslenmede asıl kaynak yağ yani ketonlardı. şimdiye kadar vücut enerji üretimine bu kadar radikal bakış açısı olan başka bir diyet duymamıştım.

teoride diğer beslenme şekillerini araçlardaki içten yanmalı motorların çalışması olarak görüyorsak ketojenik beslenmeyi de ev (elektrikli) araçların çalışma şekline benzetebiliriz. devrimsel, çok daha verimli, çok daha sağlıklı (!)

ketojenik beslenme o kadar ilgimi çekmişti ki boş zamanımın neredeyse tamamını keto videoları seyrederek, hakkında yazılar ve çalışmalar okuyarak geçirmeye başlamıştım. (bundan sonra ketojenik diyeti kısaca keto olarak isimlendireceğim) bu sihirli dünyanın kapılarını popüler içerik üreticisi ve en büyük keto gurusu dr. eric berg ile açmış, thomas delauer ile ketonun sıkıcı olmadığını, kas kütlesi olan sportmen insanlar tarafından da tercih edildiğini görmüş ve öğrenmiş, dr. boz ve dr. sten ekberg ile iyice derinlerine dalmaya başlamıştım. araştırmalarıma başladıktan 1-2 ay sonra çok disiplinli şekilde ketoyu uygulamaya başladım.

ketocular bilirler. keto; kurallar, disiplin ve bilgi olmadan uygulanabilecek bir beslenme şekli değildir. örneğin akdeniz diyetinde akşam patates kızartması yiyerek yani cheat meal atarak bir sonraki öğünde bunu telafi edebilir, hiç hata yapmamış gibi diyetinize devam edebilirsiniz. keto ise böyle şımarıklıklara asla taviz vermez. ketosisten çıkmanız yanlış bir öğün yemenize değil, yanlış bir lokma almanıza bakar. yememeniz gereken bir şeyden 1 lokma yiyerek 3-4 gün geriye gidebilir, ketosisten çıkabilir ve tekrar ketosise girmek için keto flu evresini geçmeye çalışmanız gerekir. tüm yedikleriniz hakkında bilgiye sahip olmanız, ketoya aykırı bir yiyeceği yememeniz, az miktarı sorun olmayacak ama çok miktarı ketoya aykırı bir yiyeceği de fazla miktarda tüketmemeniz gerekmektedir. bunları yaparken de vücudunuza girecek minerallerin yeterli olduğundan emin olmanız, böbreklerinize zarar gelmesin diye bol su tüketmeniz ve mutlaka lifli gıdaları yeterli miktarda tüketmeniz gerekir.

ketonun en olmazsa olmaz kurallarından birisi de if ile yani aralıklı oruçla birlikte yapılmasıdır. if yaparak insülin dalgalanmalarını minimuma indirirken ketonların yediklerimizden değil de bizzat iç yağlardan sağlanması hedeflenmekte, vücudun tüm yağ depolarının metabolizmamızın kullanımına sunulması amaçlanmaktadır .

aslında keto fikir olarak muazzam bir beslenme şeklidir. teoride mükemmel, fikir olarak da devrimsel olan bu beslenme şekli beni o dönemde inanılmaz etkilemişti. keto ile kan şekeriniz neredeyse stabil kalacak diğer beslenme şekillerindeki gibi insülin dalgalanmaları yaşamayacaktınız, vücut enerji kaynağı olarak devamlı ve sürekli yağ yaktığı için vücutta her an hazır bulunan yağ rezervlerinden kolayca harcayabilecek ve 3-4 gün bile yemek yemeye hiç ihtiyaç duymadan normal hayatınıza devam edebilecektiniz, direkt keton yakmaktan keyif alan beyniniz ona sağladığınız ketonlardan ziyadesiyle memnun olacak beyin sisi, alzheimer gibi bilişsel sorunları yaşama şansınız çok daha azalacaktı. ketonun teoride burada yazarak uzatmak istemediğim onlarca avantajı ve faydası vardı vücuda. bu faydaların bende de olup olmadığını, ya da deneyimleyip deneyimlemediğimi tek tek, uzun uzun yazmayacağım.

ketonun beni en çok etkileyen ve başlamamda motivasyon kaynağı olan kısmı da şu oldu aslında. günümüz insanına 1 gün yemek vermeyin elini kolunu zor kaldırır hale gelir. en sağlıklı insanda bile halsizlik, güçsüzlük ve moral bozukluğu oluşur. yerleşik düzene geçmemiş karnivor atalarımız da acaba her gün beslenebiliyorlarmıydı? bence hayır. tıpkı haftalarca beslenmeden yaşayabilen vahşi hayvanlar gibi uzun dönem aç kaldıklarında bile avlanacak gücü bulabiliyorlardı. nasıl peki? karnivor (bir nevi keto) beslendiklerinden vücutlarındaki yağ dokularını haftalarca kullandıkları ve bu sayede hayatta kalabildikleri teorisi beni büyülemişti. medeni hayata alışmış, tarım sayesinde gıdaya her an ulaşabilen insanlar hem bedenen hem de ruhen güçsüzleşmiş, en ufak açlıkta yıkılan, kan şekerleri düşen, halsizlikle mücadele etmeye çalışan ve karnivor atalarının azametinden uzak birer ucubeye dönüşmüşlerdi.

sonuç olarak beni ketoya başlamamda etkisi olan asıl motivasyon kaynağının zayıflamak, sağlıklı yaşamak gibi etmenler olmadığını, atalarımızın sahip olduğunu düşündüğüm açlığa dayanıklılık ve performans düşüşü olmadan hayatlarını idame ettirebilmeleri olduğunu söylemek isterim kısaca. içimdeki o hayvansı, ilkel ve genlerimizde bulunan yüksek potansiyeli açığa çıkarmaktı asıl amacım.

konudan çok uzaklaşmadan devam edelim. ketoya başlamıştım ve çok ciddiydim. keto diyetine uymayan hiçbir gıdayı azıcık bile olsa yemiyordum. if gereği günde sadece 1 öğün yemek yiyordum artık. evde eşim bana ayrı yemek pişiriyordu, kendisine ve çocuklara ayrı yemek yapıyordu. evde bir şekilde devam ettiriyorduk bunu ama asıl mücadele dışarda beslenirken başlıyordu. örnek vermem gerekirse işte yemeğe iniyordum ve tam olarak şöyle örnek bir manzara yaşanıyordu. ne var ustam yemekte? yayla çorbası var kancello bey (içimden yemem diyordum) yanında patatesli yahni var (tamam koy ustam) yanında pilav var (yemem) son olarak da tatlı var (ağzıma değil dilime bile sürmem)

kısaca işyerindeki yemekte şanslı olduğum bu örnekte patateslerinden ve suyundam ayırdığım et, salata barından alınmış salata ve yine salata barından alınmış kereviz yiyebildim. yemekhaneye uğrayıp ağzıma hiçbir şey sürmeden yanıma aldığım keto friendly yiyeceklerden atıştırdığım da çokça olmaktaydı.

işyeri harici dışarda yemek ise çeşit çeşit yemeğin olduğu restoranlarda bile problem olmaktaydı. örneğin balıkçıya gidip unlanmış hamsi yiyemediğimden (ketosisten şutlanırım diye korkup) ısrarla sadece yağda pişirilmiş balık talep etmem gerekiyordu. ustalara bunu anlatabilmek de cabası.

bu 2 sene boyunca aslında yemek yemenin ne kadar sosyal bir olay olduğunu, keto gibi radikal bir diyetin ise bu sosyalliğin içine nasıl ettiğine birebir şahit oldum. keto inanılmaz derecede sizi, çevrenizi kısıtlayan ve devam ettirilmesi zor bir beslenme şekli diyelim özet olarak.

gel zaman, git zaman, ketojenik beslenmede 1.5 yılı devirmiştim. bu 1.5 yılda 1-2 defa dışında hiç cheat yapmadım diyebilirim. sıfır şeker, sıfır ekmek, sıfır abur cubur, sıfır yasaklı veya ketosisi bozacak miktarda "yasaklı olmayan ürün" yani. artık eşim de alışmıştı bana. yemeklerimiz apayrı idi. akşam benim için fırında somon, koskoca bir tabak dolusu yeşil salata ve üzerinde haşlanmış yumurta çıkartırken kendisine mantı, dolma gibi benim görmek bile istemediğim keto düşmanı yemekler yapıyor birlikte şen şakrak bu alakasız yemekleri yiyebiliyorduk. ben tek öğün yediğim için eşim için çok büyük sorun olmuyordu genellikle.

kilom ketodan önce 85 civarında iken 77 civarına düşmüştü. bütün dolabımı yenilemek zorunda kalmıştım. yüzüm ince ve uzun kalmıştı. eşim o halimi beğenmiyordu. ben de pek beğenmiyordum ama enerjim gerçekten de eskisine kıyasla inanılmaz artmıştı. açlık nedir bilmez olmuştum. craving yani açlıkta yemeğe duyulan özlem sıfıra yakındı diyebilirim. günlerce sadece elektrolit ve su ile yemeden durabilir ve hiç tansiyonum düşmeden, halsizlik yaşamadan hayatıma devam edebilirdim. 2-3 günlük if ler de yapmıştım bu süre zarfında. hiç zorlanmıyordum. yemek yemek benim için artık bir zorunluluk değil gibi hissetmeye başlamıştım. o öykündüğüm karnivor atalarımıza benzer bir mahlukat olmuştum sonunda. ama daha da fazlası olmaya başlamıştı vücudumda.

uyku problemleri yaşamaya başlamıştım. önceden az uyurken artık geç yatsamda erkenden kalkmayla, bir daha uyuyamamayla başladı herşey. sonrasında ise bazı geceler hiç uyuyamamaya hatta uykum iyice kaçıp evden çıkıp saatlerce yürümeye başlamıştım. bilinçaltında bunun keto ile ilişkisi olmadığından emindim. zira enerjimde en ufak bir azalma yoktu. atom enerjisiyle çalışan bir makine gibiydim. az tüketen ama çok enerji üreten bir nükleer santral gibi.

sonradan uykusuzluk kronik hal almaya başladı. hiç uyuyamadığım geceler artık istisna değil sıradan bir hal almıştı benim için. 2 günde bir 5-6 saat uyuyor hayatıma bu şekilde devam ediyordum. ayaklarımda bir huzursuzluk vardı. baldırlarımda başlayan tüm bacaklarıma yayılan bir huzursuzluk sürekli arka planda beni rahatsız eder olmuştu. huzursuz bacak sendromundan şüpheleniyordum.

3-4 ay sonra uykusuzluk artık tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. 3 gün hiç uyuyamadığım (tam olarak 81 saat) bir günün ardından türkiyenin en ünlü uyku doktoruna çok büyük meblağlar ödeyerek muayene olmaya gittim. malesef bende bir sorun olmadığını, sorunun psikolojik olduğunu düşündüğünü söylemişti ve çözümsüz olarak doktorun yanından ayrılmıştım. doktor vücudumun yeteri kadar uykuyu aldığı için uyku istemediği konusunda kendisinden emindi. ben ise artık uykusuzluktan kafayı yiyecek halde yanından ayrıldım.

o dönemdeki uykusuzluk durumu esneyip kafamın uykusuzluktan bir tarafa düşme gibi bir uykusuzluk durumu değildi. hiç uykumun gelmemesi, bütün vücudumun tam anlamıyla alert yani dikkat halinde olması ama uykusuzluktan inanılmaz bir başağrısı ve konsantre olamama durumu yaşanmasıydı.

psikolojim o kadar bozulmuştu ki artık kafamı duşta fayanslara vurup bayılmayı deneyecek kadar kötü duruma düştüğüm için yakın zaman sonra bir psikiyatriste gittim. durumu anlattım. halime acıyan doktor bana 3 adet ilaç yazmıştı. nerudo, ketiamin (uzun salınımlı ve normal) ve rivotril. yazdığı ilaçlar o kadar ağırdı ki (rivotril denen ilaç yeşil reçeteyle verilmesine rağmen eczane vermek istememişti, bildiğiniz uyuşturucu ) ilaçların hepsini günde 3-4 defa kullanmaya başlayıp zombi gibi gezmeye başlamıştım. artık uyuyabiliyordum ama uyanık olduğum zamanlarda bile zombi gibi geziyordum. aslında uyumak da değildi. bildiğin şalteri indiriyordu bu ilaçlar. günlük hayatta araç kullanmayı bırak, yürürken bile zorlandığım çok ağır psikotik ilaçları yüksek dozda kullandığım hayatımın en kötü dönemiydi bu.

o ilaçlardan ve etkilerinden sonra artık skerim böyle hayatı diyip bir gün ani bir kararla ketoyu da bıraktım. çünkü artık bu şekilde ruh gibi halimle yaşamaktan bile keyif almıyordum. yaşayan bir ölü gibiydim. 7/24 kendimde olmadığım, uyanıkken bile sürekli uyumak istediğim, sürekli narkoz alıyormuş gibi yaşadığım kabus gibi bir dönemdi.

ketoyu ilk bıraktığım gün vücudumda inanılmaz bir rahatlama hissettim. o dönemde ilaçların sonuna gelmiştim ama uyku düzenim tamamen olmasa da sürdürelibilir bir hale gelecek kadar iyileşmişti. karbonhidrat eklediğim beslenme şeklimle 1 ay sonra uyku düzenim tamamen oturmuştu. ve ilaç da kullanmıyordum. bacaklarımdaki ağrılar geçmiş, vücudumda her an hissettiğim stres, gerginlik son bulmuştu. normal insanlar gibi esnemeye, uykumun gelmesine ve ilaçsız uyuyabilmeye başlamıştım. o kadar mutluydum ki.

aylar sonra araştırmalarım sonunda ketonun vücudumu survival moda soktuğunu, keto yüzünden beyin fren sisteminin (gaba) çöktüğünü ve bu yüzden beynin vücuda uyuyabilirsin komutunu veremediğini, tavan yapan kortizol yüzünden vücudumda sürekli kronik stres olduğunu, vücudun melatonin salgılayamadığını, dolayısıyla vücudun uyuma yeteneğini ve zeminini kaybetmiş olduğunu anlamış oldum. vücudum kendini o kadar kıtlık var moduna sokmuş ki temel fonskiyonlardan olan uykuyu bile arka plana atmış. vücut ketosisteyken yağlardan gerekli enerjiyi sağlayabiliyor fakat karbonhidrat ve insülinin vücuda sağladığı uyku mekanizması tamamen çöküyor. teoride mükemmel olan temiz enerji sistemi hüsranla sonuçlanıyor.

ben o zamanlar ketoya o kadar körü körüne inanmışım ki vücudumda böyle bir etkisi olabileceğini ancak ketoyu bırakınca idrak edebildim.

sonuca geleyim. ketoyu harfiyen 2 sene uygulayan birisi olarak uygulanabilir ve sağlıklı bir beslenme şekli olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. ama if yani aralıklı orucu hala yapmaktayım. hatta omad olarak (one meal a day) olarak uyguluyorum. onu sizlere tavsiye edebilirim kesinlikle.

esen kalın

edit : kimse sormadan eklemek istiyorum. keto strip hiç kullanmadım ama nefesimdeki kesintisiz keskin aseton kokusu ve kalıcı rahatsız edici his yüzünden diyetim boyunca hemen hemen her dönemde ketosis halinde olduğuma emindim. vücut teorik olarak ketonlarla enerjisini sağlayabilse de uzun dönemde bile bu sisteme tam olarak adapte olamıyor. hatta ketonun son dönemlerinde bir kaç gece uyku uyuyabilmek için if'yi bozup tıka basa keto yiyecekler yememe rağmen uyku şalterini bir türlü indirememiştim. meğersem ceviz (yağ) yemek yerine vücudun bildiğin pilava, patatese, ihtiyacı varmış sakinleşmek için.

edit 2 : bir yazar saç dökülmesi yaşayıp yaşamadığımı sordu ve düştüğüm kilonun az olduğunu düşündüğünü söyledi. saç dökülmesi hiç yaşamadım. düştüğüm kilo da 85'den 77 idi. arkadaşlar eğer normalde çok kilolu iseniz bence kayda değer bir kilo kaybı yaşarsınız. ama eğer benim gibi zaten çok kilolu değilseniz (boyum 180) ve ketoya başlama amacınız kilo vermek değil ve kalori sayımı da yapmazsanız mucizevi bir sonuç ve kilo verme ile karşılaşmazsınız. kilo vermek için hem keto yapmanız hem de kalori saymanız ve kalori açığı oluşturmanız hala gerekiyor. hatta ketoda buna daha dikkat etmeniz gerekir çünkü ketojenik diyette yediğiniz yiyecekler normal geleneksel beslenmeye göre kalori açısından çok daha yoğundur. yağ odaklı beslenme = kalori açısından çok daha yoğun gıdalar demektir. benim keto yapmamdaki asıl amaç vücudumun yakıtını glikozdan ketona çevirmek ve ketosisde kalmaktan ibaretti. diyet boyunca hiç kalori saymadım. tek öğünde beni tatmin edecek kadar sınırsızca yedim.

"

Thursday, May 7, 2026

Websites pushing for nonsense

 I don't know why but some websites pushing for nonsense. For example, I just registered to freecodecamp.org and now they ask for my profile photo. OK. But they don't have a place to upload my photo directly there. I just can only put a link and that link should finish with a photo format like .png or .jpg etc. I shared a link to my photo at my google photo account but that wasn't accepted. So for nonsense of freecodecamp I need to put my photo here. I don't want to share vulnurable information about myself or my family on the internet because that may get used to something bad. With this rate of AI development and some people with bad intentions, I want to stay away from sharing my private things. I hope websites will stop forcing people to share their private information online. Thanks.

PS: This weekend my baby daughter and my wife comes from Turkmenistan to Turkey. I will be seeing my baby daughter for the first time :) thank God. I love you Aynaz, my baby :) 

Here goes my photo :/ (taken in Antalya, April 2026)



Sunday, April 12, 2026

How to remove a website from GoDaddy

Well, I tried to remove or delete a past website from my GoDaddy account but it kept showing me how to edit or publish a past website instead of deleting it. 

So I tried to ask AI services but they couldn't help me either. Finally I uploaded the screenshots then the Gemini AI helped me a bit. 

Here I am attaching the Gemini's help. Also, when you remove the website, godaddy com sends you an email of confirmation of deleting it. When you check your inbox and click on confirmation, then finally you can remove an unwanted website or domain from your godaddy services. Thanks

Looking at those screenshots, you are exactly where GoDaddy wants you to be—the "Venture" dashboard where they hide the delete button to push those "Premium Features."

Since you are currently in the Adma company dashboard, you won't find a "Delete" button there. You have to go into your account settings to kill the "Free" subscription.

Follow these exact steps:

  1. Exit the Dashboard: Click the "TB" icon (your initials) in the top right corner of the screen.

  2. Go to Renewals & Billing: From the dropdown menu, select Renewals & Billing. (Do not click "My Products," go straight to billing).

  3. Select the Free Site: Find the row that says Websites + Marketing Free for admacompany.com.

  4. The "Cancel" then "Delete" Trick:

    • Check the box next to it.

    • Click the Cancel Renewal button at the top.

    • Once canceled, a Delete link or button should appear in that same row. Click it.

    • Confirm the deletion in the popup.


If you just want to take the site offline (Unpublish):

If you want to keep the "Manage" button in your panel but stop the world from seeing the Airo-generated site:

  1. Click the Edit Website button (visible in your screenshot).

  2. Inside the editor, look at the top menu bar and click Settings.

  3. Select Site Settings.

  4. There should be an Unpublish button at the bottom of that menu. Click it and confirm.

Why is this happening? GoDaddy "Airo" automatically generates these sites when you buy a domain or search for one. It treats the "Free Site" as a product subscription. Until you "cancel/delete" that specific free subscription from the Renewals & Billing page, it will keep cluttering your dashboard.

Friday, April 10, 2026

Barça'nın Real nefreti mi yoksa gözükör fanatlık mı?

Barcelona'nın Real Madrid nefreti mi yoksa gözükör fanatlık mı?

Bence ikincisi. Çünkü rakip olmalarına rağmen Barcelona nadiren de olsa ezeli rakibi Real Madrid'in büyüklüğünü kabullenmiştir veya dile getirmiştir. Bunu en iyi 2022 yılında UEFA Şampiyonlar Ligi gruplarından zar zor son maçta çıkabilen Real Madrid'in son 16 elemelerinde o dönemin en güçlü kadrosuyla bezenmiş PSG ile eşleşmelerinde hatırlıyorum: Barça (eski veya o dönemki) başkanı o turda Real'in kazanacağını öngörmüştü ve sebep olarak da 2016 veya 2017 sezonundaki Barça'nın 4-0'lık maçın rövanşında Paris Saint Germain'i 6-1'lik skorla yenmesi ve turu atlamasına istinaden söylemişti. Tam hatırlamıyorum ama "Paris oyuncuları o gece Nou Camp'ta altına işemişlerdi veya yapmışlardı" tarzı söylemde bulundu Barça başkanı. O turu geçebileceğimize kendim bile bir Madridista olarak inanmamıştım, çünkü gruplarda rezil oynamıştık; üstelik o sene PSG Şampiyonlar Ligini almak için Messi, Sergio Ramos, Donnarumma gibi devasa oyuncuları transfer etmişti, kadrosunda zaten halihazırda bulunan Kylian Mbappe ve Neymar Jr'ı bahsetmemize bile gerek yok. Zaten para döken arap sermayesiyle yarışabilecek maddi bir güç yoktu, PSG de Covid öncesinin en pahalı transferlerini yapmıştı: 220 mln USD ile Neymar Jr ve 180 mln USD ile Kylian ninja kaplumbağa Mbappe. PSG ile 2022 UŞL son 16da eşleştiğimizde arkadaşlarım benimle dalga geçmişti: "artık PSG'ye rezil olarak elenecektik." Ama kader farklı tecelli etti ve 1-0'ın rövanşında oruç tutan Karim Benzema'nın efsanevi hat-trick performansıyla 3-1 kazanmıştık. O dönem zaten sonrasında tartışmasız 2022 ballon d'Or ödülünün sahibi olmuştu Karim Benzi. O geceki 3-1'lik maçı unutamıyorum, nitekim don Carlo Ancelotti'nin 2. Real Madrid döneminin ardından hatırladığı efsane maçlardan biri olarak o PSG geri dönüş gecesinden de bahseder. 

Aslında Barça başkanının Paris oyuncuları hakkında söylediği söylemlere benzer şeyleri kullanmak istemiyorum ve bu yazıyı yazmamın sebebi de Barça taraftarı dostumun 2 gün önceki FC Barcelona - Atletico Madrid UEFA Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final eşleşmesinin 1.ayağında Barcelona defans oyuncusu Cubarsi'nin Atletico Madrid sağ kanat forvet oyuncusu küçük Simeone'ye (aynı zamanda teknik direktör Diego Simeone'nin de oğlu) kale önünde müdahele edip, kırmızı kart alması sonunda söylediği "normalde Barça Real ile Atletiko'yu beraber üst-üste koyar, tecavüz eder" söylemidir. Hemen o kırmızı kart sonrası Julian Alvarez kullandığı frikiği Messivari golle taçlandırdı ve Atletico'yu 1-0 öne geçirdi. Barça o maçta 2-0 Atletico'ya yenildi, hem de Camp Nou'da. Zaten bu eşleşme öncesi Barça'lı dostuma "Atletico'nun Barça'ya ters geleceğini de" söylemiştik; belli olmaz, 2.ayakta belki Barça toparlar ve turu geçebilir ama iddiamızın sebebi Diego Simeone'nin kurt hoca olması ve son 11 senede 2 defa UEFA Şampiyonlar Ligi'nde final oynaması: 2014 ve 2016. Şanssızlığı belki de 2014'de Sergio Ramos'un 90+3'teki kafa golü - o gol ki, Real Madrid'de altın dönemi başlatmıştır: Altılı altın dönem - 3 Şampiyonlar Ligi don Carlo Ancelotti ile (2014, 2022 efsanesi ve 2024) ve triple with Zizou, Zinedine Zidane ile efsane üçlü rekoru (2016, 2017, 2018). 

Barça'lı dostumun çok iyi olduğunu iddia ettiği Barcelona'sı ise en son UCL'i 2015'te MSN (Messi, Suarez, Neymar) üçlüsü ile kazandı. Ve o dönemki menajeri olan Enrique ise geçen sene (2025 UCL) PSG ile en iyi kupaya uzandı. 

Belki Barça şu aralar Real'den ve Atletiko'dan iyi oynuyor olabilir ama 8-2'lik 2020 ŞL çeyrek final Bayern hezimetini de unutmamak lazım. Madem takım o kadar iyi oynuyorsa niye böyle rezalet sonuçla yenildi?

Evet, kabul Real Madrid ve Atletico Madrid iyi oyun oynamıyor belki ama sıkıcı tiki-taka da yok başkent külüplerinde. Mourinho'nun inşa ettiği kontra futboluyla kazandı Real ne kazandıysa, ve Atletico da defansif bir takım. Real neredeyse 2009 tarihinden beri böyle oynuyor, yani 17 sene, ve bu pas oyununa ayak uydurmak için Xabi Alonso'yu getirdi ve Kral kupası mı ne, bir maçta Barcelona'ya Real Madrid'in 3-2'lik yenilgi sonrası Xabi Alonso'nun görevine son verildi. Niye, çünkü Real Madrid DNA'sına uygun oyun değildi şu dönemde. 

Neyse, demek istediğim ne Real ne de Atletico, dostumun iddia ettiği gibi böyle rezil olacak küçük bir takım; ne de Barcelona, onun dediği gibi büyük. Bence hayalperestlikten uzak olmak, realist olmak lazım. 

Aynı dostum Türkiye'de maç anlatan futbol yorumcularının pek futboldan anlamadığını da iddia etmişti. 

Ben ne Barça'ya saygısızlık etmek isterim, ne de Real'i übermensch seviyesine çıkarmak isterim. Her ikisi de iyi takım, ve benim sevgim, tercihim de şans eseri Mourinho'dan dolayı Real Madrid oldu. Barça'dan geçmişte hazzetmesem de artık onların da oyunlarından zevk almayı planlıyorum, aynı şekilde Lamine Yamal oyunundan zevk almak gibi. Keşke geçmişte Lionel Messi maçlarını da izleyip, zevk alsaydım diyorum. Ama bazı Barça fanlarının Real Madrid'i küçümsemesi ister istemez gardını alıp, defansif pozisyona geçmemizi sağlıyor. Keşke, Barça'nın başkanının PSG'ye karşı Real Madrid'i desteklediği gibi biz de bir-birimizi desteklesek. 

Aslında, son 16'da 6 İngiliz takımı vardı, ve şu an son 8'de sadece birisi - Arsenal kaldı.  Çeyrek finallerde ise 3 İspanyol takımı var, bununla övünmemiz lazım. 

Sağlıcakla kalın. 

10 Nisan 2026, Cuma. İstanbul, Türkiye.

Monday, April 6, 2026

Codeforces round 1090 (div4) - A. 67th integer problem solution

 Hi. I attended a Codeforces round, it was 3 years later from the last online contest I participated. I just solved 2 out of 6 or 7 :) questions. 

A, the first one is here: https://codeforces.com/contest/2218/problem/A

The div4 announcement is here: https://codeforces.com/blog/entry/152610

CF round 1090 editorial is here: https://codeforces.com/blog/entry/152680

Round 1090 itself is here: https://codeforces.com/contest/2218

 So, lets come to questionA. It just asks you to output number+1, unless it is less than the highest point.

The question itself: https://codeforces.com/contest/2218/problem/A 

And here is my solution:  

  1. #include <stdio.h>
  2.  
  3. int main(void) {
  4. int t, x;
  5. scanf("%d", &t);
  6. while (t--)
  7. {
  8. scanf("%d", &x);
  9. if(x<67) printf("%d\n", x+1);
  10. else printf("%d\n", x);
  11. }
  12. return 0;
  13. }

Thursday, February 26, 2026

Beware of scams

 Hi, here I will post some scammy websites I come over. 

There is b.s. iq website, they put you to a 10-15 question set and then they demand your money. A total scam, be careful of the website: check-iq.org is a lie. 

It will be obvious if a person pays them money, that person might have less IQ. 

![vgy.me](https://i.vgy.me/Qj8nqa.png)



Tuesday, January 20, 2026

Çarwanyň öýünde

 "Çingiz han" romany. W. Ýan. 

"Beýik Horezmde asudalyk" atly birinji kitabyň "Derwüş ýapynjasynda" atly birinji bölümiň "Çarwanyň öýünde" atly ikinji baby.

Öňki bap üçin: garakchy: "Çingiz han" kitaby. W. Ýan. "Beýik Horezmde asudalyk" atly birinji kitabyň "Derwüş ýapynjasynda" atly birinji bölümiň "Altyn laçyn" atly birinji baby.


Çingiz han.

Monday, January 19, 2026

"Çingiz han" kitaby. W. Ýan. "Beýik Horezmde asudalyk" atly birinji kitabyň "Derwüş ýapynjasynda" atly birinji bölümiň "Altyn laçyn" atly birinji baby.

 "Çingiz han" kitaby. 

W. Ýan. (Wasiliý Grigorýewiç Ýançeweskiý)

2-nji neşir.

Roman.

Türkmen diline geçiren Meret Sopyýew.

"Türkmenistan" neşirýaty. 

Aşgabat 1980.

Ýan W. 

Çingiz han. (Roman)., 2-nji neşir. Rus. terjime eden: M. Sopyýew. A., "Türkmenistan", 1977. 

424 s.

50 000 ekz. 1 m 40 k.

"Çingiz han" atly bu eser ýazyjy W. Ýanyň dünýä belli trilogiýasynyň birinji kitabydyr.

Romanda Horezm döwletiniň halklarynyň mongol-tatarlara garşy alyp baran gaýduwsyz göreşleri, halkyň däp-dessury obrazlaryň üsti bilen ynandyryjylykly beýan edilýär.

Ýan W. Çingiz han. (Roman).

№ 107        26 2.

TSSR-iň Kitap palatasy 1977

Ýa 70302- / M551 (15) - 77     84-77

Türkmen diline terjime edildi.

"Türkmenistan" neşirýaty, 1980.

Birinji kitap

Beýik Horezmde asudalyk

Birinji bölüm

Derwüş ýapynjasynda

Birinji bap

Altyn laçyn

Biziň üstünde ýaşaýan ýerimiz serilen köne, solan ýapynja meňzeşdir. Ol hemme tarapyndan çäksiz uly suw bilen gurşalyp alnan ada görnüşindedir. 

(Gadymy arap okuw kitabyndan)

    Ýazyň ilki başlarynda beýik Garagum düzlüginiň çäge aňňatlarynyň üstünde gijigen gar syrgyny möwç urýardy. Çägäniň arasyndan kynlyk bilen çykan selçeň, egrem-bugrym çerkez-çetileri gazaply ýel galgadýardy. Gar bolsa ýerden göge göterilýärdi. Bir hüjüräniň ýanynda on-on bir sany düýe bitertip üýşüp, biri-birlerine gyslyşyp durdy. Bu kerweniň adamlaryna näme bolduka? Düýeleriň üstündäki agyr ýükleri näme üçin düşürmändirler?

    Düýeler gardan dolan tüýlek kellelerini ýokary galdyryp, hasratly bozlanda, olaryň sesi ýeliň şuwwuldysyna gatyşyp gidýärdi. Uzakdan jaň sesi geldi... Düýeler şol tarapa seredişdi. Bir gara eşek göründi. Eşegiň yzy bilen bolsa, onuň guýrugyndan ýapyşyp, uzyn ýapynjaly we Mekgä zyýarata gidip geleniň alamaty hökmünde çüri telpeginiň daşyna ak peş saralan, derwüş sypatly, sakgallak bir adam zordan ýöräp gelýärdi.

    ---

    Derwüş - parsyça "diwana, gedaý" diýen sözdür. Derwüşler özbaşlaryna bir topar bolup, piriň ýa-da şyhyň baştutanlygy astynda birleşýärdiler. Derwüşler meýletin garyplyk nyşany hökmünde, bilgeşli köp sanly bolar-bolmaz ýamalar salnan ýapynja geýýärdiler we guşak guşanman, ýüp guşanýardylar. Ilki başlarda derwüşleriň arasynda filologiýa meseleleri bilen meşgul bolan meşhur şahyrlar we alymlar hem bardy. Soň-soňlar derwüşler kesellileri okamak bilen bejerýän kişi bolan bolýan, pal atmak, doga satmak we her dürli aldawçylyk bilen meşgul bolýan mugthorlara, halkyň düşünjesizliginden we nadanlygyndan peýdalanýan hilegärlere öwrüldiler.

sahypa 7.

    - Haýdaweri, haýdaweri! Ýene birnäçe ädim ädeweri, onsoň saman paýyňy alarsyň. Oňa bir seretsene, wepaly dostum Bekir, biz kimlere duşduk! Düýeleriň ýanynda olaryň eýeleri-de bardyr, hyzmatçylar bolsa eýýäm ot ýakandyrlar. Oduň başyna on adam ýygnanan ýerde eýsem on birinji üçin birki agyz şüle tapylmazmy? Eheý, ynsmysyň-jynsmysyň, dillen? Musulman bendeler, ses beriň!

    Hiç kim ses bermedi. Kerweniň iň öňündäki düýäniň boýnundaky çat açan jaň güňleç jaňňyrdady.

    Üstüne gar syran ýolagçy eşegini salyp, daşy pessejik haýatly jaýyň daşyna haýallyk bilen aýlanyp çykdy. Ussatlyk bilen haşamlanan gapynyň daşyndan taýak direlgidi. Jaýyň syrtynda, çäge aňňatlarynyň arasyndaky bir meýdançada, akly-garaly daşjagazlar bilen yhlasly bezelen sessiz-sedasyz mazarlar hatarlanyşyp ýatyrdy.

    Ýolagçy öz eşegini gamyş bassyrmanyň aşagynda baglap duran ýerinden:

    - Derwüş Hajy Rahym Bagdady size salam berýär, eý ýuwaş jülgäniň hemişelik uklan hormatly mekançylary! - diýip hümürdedi. - Bu sedasyz üýşmelegiň müjewüri niredekä? Ol, belki, jaýdadyr?

    Derwüş bir ala torba çörek dograp, ony eşeginiň başyndan asdy.

    - Wepaly dostum, azygymyzyň iň soňky galyndylaryny saňa berýärin. Iýmit saňa has gerekdir. Biz şu gijeden doňman çyksak, ertir sen meni süýräp äkidersiň. Men bolsam bereketli Arabystanyň hurma agaçlarynyň astynda günüň bizi nähili gyzdyrandygyny ýatlap, şoňa çoýunaryn.

    Derwüş gapa direlgi taýagy aýryp, taşlady-da gapyny açdy. Jaýyň ortarasyndaky ojakda sönen oduň közleri kül bolup ýatyr. Jaýyň ýokarysy gümmez bolup, süýr depesinde tüsse çykýan deşigi bar. Törde bolsa, diwara arkalaryny berip, dört sany adam çommalyp otyr.

    - Essalawmaleýkim, hudaýyň eziz bendeleri! - diýip, derwüş seslendi. Oňa jogap bermediler. Ol bir ädim öňe ätdi. Oturanlaryň butnamazlygy, seslerini çykarmazlygy we ýüzleriniň ak tamlygy ony dessine gapa tarap tesmäge we syçrap daşary çykmaga mejbur etdi.

sahypa 8.

    - Hajy Rahym, sen towşan yürek bolmaly dälsiň. Dört sany öli adam kimiň kepene çolaryna garaşýar. Sen geda we aç bolsaň-da, entek güýjüň bar, jahanyň tükeniksiz ýollary bilen entek selpäp bilýärsiň... Ynha ýanyňda bolsa, eýesini ýitiren bütin bir kerwen dur. Islesem, bu gymmat-gymmat ýükleriň eýesi bolup bilerin. Emma adalat gözläp ýören derwüşe hiç bir dünýä maly gerek däl. Ol garyplygyna galyp, aýdym aýdyp, öz ýoluna gider. Ýöne welin janawer haýwanlara rehim etmek gerek.

    Derwüş ol düýelere aýlanyp, olaryň çolaşygyny açdy, biri-birine ýanaşdyryp, çökerişdirdi. Ýükleriň arasyndan bir halta arpa tapyp, ondan düýeleriň her biriniň öňüne birnäçe goşawuç dökdi.

    - Beýewar biri: "Heý Hajy Rahym ömründe bir sogap iş etdimikä?" diýip soraýsa, bu düýeler: "Bir sowuk syrgynly gün şol derwüş bizi iýmledi, şol sebäpli biz doňman galdyk" diýip hemmesi birden aýdar.

    Aýaklaryny aşagyna ýygnap, irkiljiräp ýatan eşegine arkasyny berip, derwüş uzynly gijäni bir desse gamyşyň üstünde ýatyp geçirdi. Säher bilen ýel turup, gara bulutlary syryp alyp gitdi, gündogardan bolsa gün göründi.

    Mazarlaryň üstüne düşen gyzgylt şöhleleri görüp, derwüş ýatan ýerinden tisginip turdy. 

    - Ýolagçy ýolda gerek, Bekir, gideli!

    Galan arpany eşegine ýükläp, derwüş jaýyň içine ýene bir göz aýlady. Diwara arkasyny berip oturan ozalky dört adamyň deregine bir adam galypdyr. Ol adamyň açyk gara gözleri öçük we gyrpyllaman seredýärdi.

    - Eý gudratly hudaýym, hany beýleki ölülere näme bolduka? Weý, olaryň özleri gabra giräýdimikä? Howul bela, sowul bela! Ýok, Hajy Rahymyň bu ýerde galasy gelmeýär; ol ýoly bilen bolar, Horezm şäherlerine gider, şadyýan adamlaryň köp ýerine, parasatly adamlaryň süýtdir bal kimin ýakymly söz-söhbetlerini seçilýän ýerine gider.

    - Maňa kömek et, musulman bende! - diýen gyryk ses çykdy. Oturan adamyň epeý sakgaly gymyllap gitdi. 

    - Kimsiň?

sahypa 9.

    - Mahmyt...

    - Horezmlimisiň?

    - Mende altyn laçyn bar...

    - Essapyrylla! - diýip, derwüş geňirgendi. - Musulman bende, ölüp barýarka-da laçyny ýadyna düşýär! Bir owurt suw iç hany!

    Ol suw kädiden birnäçe owurt suwy zordan owurtlady. Onuň oňly seljermeýän gözleri derwüşe düşdi.

    - Meni erbet ýaraladylar... Gara Hanjaryň garakçylary... Meniň üç hemram ajy ölüme garaşýardy, kimdir biri gapyny aňyrsyndan ýapyp gidipdir, biz şol sebäpli çykyp bilmedik... Sen musulman bolup, musulmany gara günde goýup gitseň, ol gandarlykdan hem erbet bolar... Kelamullanyň aýdyşy şeýledir... - Ysytma tutýan ýaly, onuň dişleri şat-şat edip gagşaýardy, elleri bolsa derwüşe tarap nalyş bilen uzady-da, mejalsyzlyk bilen aşak iýndi. Ol gapdalyna ýykyldy.

    Hajy Rahym näsagyň ýüň mata geýiminiň bagjygyny çözdi. Onuň döşünde garalyp duran ýaradan gan akýardy. 

    - Ganyny duruzmak gerek. Näme bilen daňsamkam? 

    Ýaratynyň beýle ýanynda ökdelik bilen dolanan bir selle ýatyrdy. Derwüş ony eline aldy. Onuň ýüzünde ganatlaryny gerip duran bir laçyn ussatlyk bilen çyzylypdyr hem-de ýodajyk bilen ylgaşlap barýan garynjalara meňzeş harplar bilen bir hat ýazylypdyr.

    Derwüş böwrüni diňläp, ýaratynyň ýüzüne has üns berip seretdi-de:

    - Bu adamyň ýüzünden, geljekde dünýäni titretjek beýik işleriň howurly şöhlesi duýulýar. Munuň bir ölüp, soňra dirilmeginiň syry-da şoldur. - diýip pyşyrdady. - Bu beýik tatar kaganynyň(1) paýsasydyr(2). Bu altyn laçyny ýygnaýyn; näsag öz akylyna 

    ---

    (1) Kagan - "hanlaryň hany", mongollaryň we tatarlaryň hökümdary.

    (2) Paýsa - ýüzüne Çingiz hanyň hökümi ýazylan ýasy metal ýa-da agaç tagtajyk; paýsa mongollaryň soraýan ýerleriniň hemmesinden erkin geçip gitmek üçin rugsat hatydy. Paýsa uly-uly hukuklar berýärdi: ýerli häkimler paýsaly adamlara kömek bermelidiler, ulag we azyk bermelidiler, ýanlaryna ýola belet adamlary goşup goýbermelidiler.

sahypa 10.

aýlanyp, güýjüne gelende, men ony özüne tabşyraryn - diýip, derwüş ýasy altyny guşagynyň gatyna gysdyrdy.

    Ol köp iş edinip, näsagyň ýaraly döşüni ýuka selle bilen sarady. Soňra ol hüjüreden çykdy-da, çöküp oturan düýeleriň birini turzup, hüjüräniň daş işigine idip eltdi. Düýäni çökerdi, näsagy göterip eltdi-de, bugranyň tüýlek örküçleriniň ortasynda oturdyp, ony çöpür ýüpler bilen daňyşdyrdy. 

    Gün guşluk galanda, çala bildirýän sähra ýodasynyň ýaňy eräp ugran garynyň üsti bilen derwüş ýöräp barýardy. Onuň üstündäki daňylgy näsag adam biygtyýar gaýkyllaýardy.

    - Haýdaweri, Bekir! Gürgenje(1) tiziräk ýeteli, ol ýerde saňa bir gujak bede häzirdir. Bu ýer gorkuly. Birden baýyrlaryň aňyrsyndan Gara Hanjar çykyp, seniň eýäňi gul eder, seniň bolsa gara deriňi boýnuňa ýygrar. Bu ýerden tizräk gideweräli!

    ---

    (1) Gürgenç (Ürgenç) - Horezmiň Amyderýanyň aýaklarynda ýerleşen, soňra mongollar tarapyndan weýran edilen paýtagty.

Dowam etmek üçin: garakchy: Çarwanyň öýünde.

(Çingiz han barada ýazlan "Beýik Horezmde asudalyk" atly birinji kitabyň "Derwüş ýapynjasynda" atly birinji bölümiň "Altyn laçyn" atly birinji babyň soňy. Men Tirkiş Baýmyradow, bu eserleri internetde ýazmagymyň sebäbi öz ene dilim - türkmen dilini ýitip gitmekden goramak isleýärin. Siz hem köne gyzykly türkmen kitaplary maňa ugratsaňyz ýa-da özüňiz elektron ulgamda ýazsaňyz has gowy bordy. Köp sag boluň, sag oturyň gadyrdan ildeşler!)

(2-nji bellik: edil şu ýazgymy biziň türkmen dili we edebiýaty mugallymymyz Garýagdy Beşerowyň ýagty ýadygärligine bagyşlaýaryn. Pahyr 21.12.2025 senesinde Türkmenistanyň Mary welaýatynyň Baýramaly etrabynda aradan çykdy. Ýatan ýeriň ýagty bolsun, hormatly mugallym! 

Ýeri gelende, beýleki türkmen dili we edebiýaty mugallymlarymyzy hem ýatlamak isleýärin. Üçüsem merhum: Guwanç Ataýew, Kakabaý Gurbanmyradow we Garýagdy Beşerow. Allajan, bu merhumlaryň ýatan ýerini ýagty etsin, jaýyny jennet etsin! 

Kakabaý mugallym şol bir wagtda Çingiz han barada Wasiliý Ýançeweskiý tarapyndan ýazylan trilogiýanyň 2-nji kitaby bolan "Baty han"yň türkmen diline geçiren terjimeçisidir.)

Wednesday, December 31, 2025

Türkmen dilinde bellikler

Salam!

Edil şu sahypada öz ene dilimde okan kitaplarymdan käbir setirleri ýazmagym ahmal. 

Siz hem türkmen dilinde nakyllara ýa-da üýtgeşigräk sözlemdir frazalara gabat gelseňiz şu sahypa teswir ýazaýyň, men goşaýyn bärik. Öz ene dilimize özümiz eýe çykmasak ýiter gider.

(31.12.2025 täze ýylyň bosagasy, Ankara ş. Mähriban gyzym Aýnäziň doglanyna 11 gün boldy. Kaka bolmak gowy eken. :) Gyz bäbegimiz doglan güni dünýä sygyp bilmedim. Guzujygymy entäk elime almadym, olar ata-Watan Türkmenistanda, men türk ilinde.)

1 - Wasiliý Ýanyň "Çingiz han" kitabyndan. "Çagyrylan ýere irinme, çagyrylmadyk ýerde görünme." Nakylyň ýazgysy 55-nji sahypada geçýär. 


2 - Keşkul - hoz agajyndan ýasalýan, gaýykjagaz şekilli, sadaka taşlanýan gap. (Çingiz han, W. Ýan. sahypa 57)


3 - Gulam - hyzmatçylaryň baştutany. sahypa 65.


4 - 


Tuesday, November 18, 2025

Tiramisu Latte berbat bir içecek

Evet, Tiramisu Latte berbat bir içecek. Milkshake Lotus da bence tadı güzel bir içecek. 

Geçen Bakırköy Nevada Cafe'de baya bir içecek sipariş verdim, çünkü diğer iş yaptığım insanlara da ısmarlamak istedim. Orada kasiyere sordum: "Tiramisu Latte nasıl?" Cevap: "Çok güzel, tavsiye ederim."

Böyle konularda, hele içecek yeni piyasaya sürüldü ve ilk defa içiliyorsa objektif yanaşmak daha doğru. Örneğin Akbatı Nevada'da yeni bir içecek tatmak isteyip onun tadını kasiyere sorduğumda, ilk defa içiyorsam veya ekşi içecekleri sevmiyorsam pek beğenmeyebileceğimi söyledi. O doğru olanı yaptı, diğeri yanlış olanı. Şimdi burayı, gerçi kimse okumuyordur da, o işletmelerin sahipleri okursa içeceği teklif eden arkadaşa sevinip, objektif öneriyle içmememi sağlayan arkadaşa da sinirlenebilirler. Oysa başarılı bir girişim olabilmesi için müşteriler öncelikli olması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, aynı işletmenin Milkshake Lotus'unu o kadar beğendim ki, çalıştığım çok kişiye ısmarladım; ama aynı şey diğer içecekler için pek geçerli değil. 

Gelelim gürültü konusuna. Starbucks - gürültülü; EspressoLab - gürültülü; Nevada - gürültülü; Coffy - Şirinevler'deki şubesinin 2.katı idare eder; MOC Roasters - gürültülü (ama kahvesi fena değil); Gloria Jean's coffee - bunlar da gürültülü muhtemelen ama Cevizlibağ şubesinin üst çalışma kısmını sevdim, oraya az gürültü gidiyor; Mikel coffee - bunların Çağlayan şube müdürü çok kibar insan, hemen google yorumu okuyup, gelip müşteriyle ilgilendiler, ama gürültü konusu aklımda değil; Arabica coffee - Ankara Kurtuluş şubesi gürültülü; Coffee Lab - Ankara Bahçeli 7.cadde şubesi gürültülüydü; Coffee de Madrid - Ankara Kızılay şubesinde sevgilimle oturmuştum, biraz gürültülü; Mado - Cevizlibağ şubesi idare eder ses, Kabataş şubesinde ses az - iyi yani; TeaShop - Sultanbeyli Atlaspark avm şubesi çok iyiydi eskiden, şimdi bilmiyorum, Torium avm şubesinde 2 sene önce ara-sıra takıldığım olurdu, hatta bir keresinde o şubenin o zamanki yönetici ortağına neler yaparsa müşteri çekebileceğine dair bazı tavsiyelerde bile bulunmuştum - evet, haddime değil, farkındayım; Kahve Dünyası - Akbatı şubesinde 2023 yılında öğrencimle ders çalıştığımız olurdu, çok yüksek gürültü sayılmaz; Kahve sarayı - gitmedim, bilmiyorum, veya hatırlamıyorum; Soulmate coffee - gitmedim, veya hatırlamıyorum; Gogga cafe - gitmedim veya hatırlamıyorum; Özsüt - Ankara Çankaya Yıldız şubesine gitmiştim galiba, idare eder ses. Bu liste uzar gider. Unuttuğum, şimdi aklıma gelmeyen kahveci isimlerini yazmıyorum. 

Genel olarak çoğu kafe - evet, kahve satan kahveciler, coffee satan cafeler - gürültülü maalesef. Sessiz sedasız bir yer bulabilmek çok zor. Abi orası bir disko bar değil. Müşterilerin az da olsa bir kısmı oraya kafa dinlendirmek için, kitap okumak veya ders çalışmak için geliyor olabilir belki. Niye bu müşteri kitlesi görmezden geliniyor anlamıyorum. Hatta şu an bu yazıyı bile İstanbul Fatih belediye Merkez kütüphanesinden yazıyorum ama içtiğim kahve Nevada'nın berbat (bence) Tiramisu Latte'si. Bu kütüphanedeki sessizlik o kadar güzel ki anlatamam. Sanki Cennet köşesinde oturuyorum. 

Abi, haddime değil, biliyorum ama birazcık sessiz kafeler denemeye başlasak mı? Sayın işletme sahipleri, günün belli saatlerini sessiz yapıp deneyin, veya haftanın belli günleri, ayın belli günleri olabilir. Bir bakalım acaba müşteri sayısı artıyor mu azalıyor mu? Müşteri geri dönüşleri nasıl, takip edelim, belki bazıları oradan mutlu ayrılacak. 

Gürültü demişken Nevada Eskişehir şubesini (Anadolu üniversite önündeki olanı) tenzih ederim, orası güzel. Hatta konser bile düzenliyordu. 2024 yazında o zamanki sevgilimle güzel anılarımız oldu burada. Hey gidi günler, insan özlüyor. Nevada Esenyurt Ardıçlı şubesi de bu yaz (2025) bazen 90lar vs ufak konser verdiği aklımda, fena değil. 

Aynen, bazı günler - konser, gürültü, chit-chat; ama bazı günler de - sessizlik. Ne diyorsunuz?

Hayır, şundan diyorum, bazen kafede arkadaşlarla buluşmuş oturuyoruz, ama yan-yana otursak bile bağırarak konuşmak zorundayız çünkü bir-birimizi duymuyoruz. O kadar gürültü çok. Buna önlem alalım diyorum. Hayır, bu insan veya müşteri gürültüsü de değil, bildiğin kafenin son ses açtığı müziklerden başlıyor kaynağı. O gürültüden dolayı insanlar bir-biriyle yüksek sesli iletişim kurmak zorunda kalıyor. Böyle olunca da ortamın desibeli katlanılmaz hale geliyor. 

Hadi başlayalım o zaman: Sessiz kafeler - Cennet köşeler. 

Yazıyı şimdilik burada sonlayayım. Berbat tadı olan Latte ve Mocha'ları yazmaya vaktim kalmadı. İyice Cappucino'laşmış Filtre kahveleri saymıyorum bile. Neyse buraya kadar kimse okumamıştır zaten. Ancak o şirketlerin avukatları şikayet etmek için bakmış olabilir, ne de olsa: "bize gürültülü dedi, ürünümüzü kötüledi, imajımızı bozmaya çalışıyor, ühü ühü." :) 

Hayır, ne ürününüzü ne de sizi kötülüyorum. Ortada varolan soruna hadi hep beraber çözüm arayalım diyorum. Müşteriyi dinlerseniz belki yükselirsiniz. Amazon müşterisini dinliyor, kazanıyor; Apple müşterisine değer veriyor, kitlesi sadık kalıyor, vs.

Bu arada, Nevada'nın okuyucu dostu bölmeleri için Nevada coffee'ye teşekkür ederim. 

18 Kasım 2025, Salı 22:32, Fatih/İstanbul.

Saturday, August 2, 2025

grammar vs immersion, as a type of language learning

 Istanbul, 2nd Aug 2025, Sat.

This topic will be about generally grammar versus immersion when learning a new language.

Just recently I decided to start learning Deutsch (or German :) and I heeded directly to Duolingo, my favourite application for learning new languages. I have learned basic French there in 2023 and I liked it. Before that, my students (I was an English language teacher at some parts of my life, and sorry for my pathetic English here :) were asking me about which language learning applications were good for learning English or improving it. I answered their question that I don't know anything about the apps but I keep hearing Cambly and Duolingo, and that's all. Because the way I learnt English was through high school (2000-2005 BTTM :) and then through university (first at ODTÜ or METU prep pass with 64,5 pts I guess and then 98 pts on passing Ankara uni prep proficiency exam). 

My high school years (Bayramali Turkmen-Turkish high school :) was just learning English in a lesson, first year intensive English and then usual English courses later on. Additionally, our physics, chemistry, biology and astronomy lessons were in English. 

(I hate typing everything in all CAPS. Kudos to Turkmenistan for writing only initials of some proper nouns in uppercase and leaving everything else to lowercase letters. And it should be the same in all parts of the world, thank you Turkmenistan, I love that. I hate when people write in all caps as if that attracts attention. No, all uppercase, or starting every initial with capital letter makes me vomit, dislike it instead of liking it. Bad point here for Turkey and western capitalistic states.)

Basically, I was (and have always been) keen on moving to America. I love America. But recently, I thought maybe the USA is far away (weit weg in Deutschesprache :) from my reach, maybe I need to focus on the country that I can move. And there came Germany, a country which will be in need of skilled worker (as they call it) in many upcoming years due to their invisible racism. So, I started learning German. I had previous knowledge of it from 15 years ago, my freshman years at Ankara university, I chose German as foreign language (another option was French, which I later [in 2023] learned a bit), and English was my major. (Other departments studied English as part of their curriculum for foreign lang.) I am now at Duolingo German language level 17, early A1 for CEFR. My friend Öwez is at level 27, high A1 level CEFR. He started 2 years ago when I explained to him also why Germany was better option compared to the USA. You can use Germany as a stepping point on a success ladder, and continue to climb upwards if Germany doesn't treat you well when you reach there. But Germans are intelligent people and I hope they will learn from their mistakes and start treating well for the qualified immigrants, otherwise they will lose them to Canada, the States or to the U Kingdom. Let alone them, the Dutch and Scandinavian peninsula is also waiting for the skilled workers, educated personnels. 

(I don't know why I keep jumping from this topic to that, my bad :)

 Öwez (and his wife) got stuck in learning Deutsch and they started studying grammar books of it. They will choose the grammar path, but as an anti-grammarian myself, I will choose just immersion process. I will not study any grammar from now on in German language, and still I will try to pass the German language tests and locate to Germany. I will learn the language through immersion, natural process. I will use Duolingo, I will listen to podcast (now I am listening to Easy German channel on spotify, I suggest them. I understand only 2-3 words of 1-hr long podcast but I still continue to listen to them. I was on episode 30 in them yesterday.) I will also read books in German, I mean the usual reading ones, the story ones, not the grammar ones. Grammar is haram for me :)

Let's see how this grammar versus immersion method comes out. The experiment starts in 2025 summer and we will see the results in 3 years, in 2028 summer. I will try to keep updating it when necessary. Take care.

Monday, July 7, 2025

Cahit Arf: "Matematikte zekadan önce sabır gelir."

 Cahit Arf: "Matematikte zekadan önce sabır gelir."

Bu blog post, ekşisözlük'ün "öğrencilerin matematik yapamama nedenleri" isimli başlığından beğendiğim bir noktayı almak için açıldı. Kendim de şahsen özel ders, dersane, kurslar, dil kursları, özel kolej, özel üniversite, özel myo, üniversitenin hazırlık birimi gibi bazı yerlerde öğretmenlik yaparak, deneyimlediğim "Öğretmen, dersi öğrenciye sevdirmek zorunda" mentalitesiyle nadiren de olsa karşılaşmış birisi olarak, ekşi'deki hocamıza katıldım. 

"oguzhannn" rumuzlu kullanıcının 06.07.2025 03:37 tarihli girdisinin az bir kısmını buraya kopyalıyorum. 

buyrun, kahvenizi alın (şimdi yaz, havalar sıcak, soğuk bir kola veya ayranı yudumlayın :) ve metnin tadını çıkarın. tabii, karşı olduğunuz nokta varsa da, buyrun, aşağıda yorumunuzu bırakın. ama küfür yok, lütfen. 

👏👍

matematiği neden yapamıyorsunuz?

size üç madde vereceğim. bu maddeleri dikkatle okuyun, çünkü 3. maddeden sonra 2.’yi anlamanız, sonra da 1.’yi uygulayabilmeniz gerekiyor.

bu yazıyı, bugüne kadar en az 2000 öğrencisi olmuş, velilerden yıldığı için 5 yıl önce matematik öğretmenliğini bırakmış bir eğitmen olarak yazıyorum. şu an bilgisayar sektöründen para kazanıyorum. bu işin özel dersini de, dershanesini de, özel okulunu da, devlet okulunu da gördüm. ailem yıllardır özel kurs merkezleri işletiyor. yani bu sistemi içeriden bilen birisiyim.

---

1) matematik çalışmayı bilmemek

bak güzel kardeşim. matematikte başarılı olmak istiyorsan, çalışmayı öğrenmen gerekiyor. bunu sana kimse sihirli değnekle kazandıramaz.

öğretmenin tahtada soruyu çözerken örneğin “saate 3 litre su akıtan bir musluk” geçiyorsa, önce bir musluk çizer, üzerine “3 litre” yazar, sonra adım adım çözümü yapar. öğrencinin burada odaklanması gereken şey öğretmenin nasıl düşündüğü ve soruya nasıl yaklaştığıdır. ama sen hâlâ “ne biçim soru bu ya” diye sorunun garipliğine takılırsan, senden tabii ki bir şey olmaz.

bir soru geliyor: “içinde ip geçen bir problem.” öğrenci ipe dair hiçbir temsil oluşturmuyor, çizmiyor, hayal etmiyor. halbuki öğretmenin musluk çizdiği gibi, bu öğrenci de bir ip çizecek, uzunluğunu belirleyecek, sonra 3’e bölecek, yani görselleştirecek. ama yok. çünkü öğrenci çözümü ezberliyor, mantığını kurmuyor.

neden kurmuyor peki? gel, 2. maddeye bakalım.

---

2) yetiştirilme tarzı

matematik %99 deneme-yanılma dersidir. “bir bilgi öğreneyim, sonra şıklardan bulayım” tarzı bir ders değildir. ama senin kafan bu şekilde çalışıyorsa, 4. sınıfa kadar sana bu sistemle yaklaşılmışsa (ki bu çok yaygın ve o yaştaki çocuk için normal sayılır), sonrasında soyut düşünmeye geçiş senin için çok zorlu olacaktır.

evde televizyonu kurcalayıp bozan çocuğa kızan bir ebeveynsen, geçmiş olsun. o çocuk artık hiçbir şey denemeyecek. sadece gördüğü bilgiyle çözmeye çalışacak ve başarısız olacak.

öğretmen “senden bir şey olmaz” dediğinde “öğretmen sevdirmedi” diye ağlamaya başlıyorsan, orada zaten sorun baştan başlamış demektir. bu kafayla yetişmişsen senden %90 olasılıkla bir şey olmaz. 
ne yapmalı? "evet geçmişte başaramadım ama bu dönem daha hırslı deneyeceğim". bu durumda o %10’luk ihtimal hâlâ var. peki ya o da yanarsa?

şunu unutma: devlet okulunda çalışan bir öğretmenin ortalama 200 öğrencisi olur. bunlardan 30 tanesi gerçekten matematiğe ilgilidir ve her birinin haftalık en az minimum 20 dakika bireysel ilgiye ihtiyacı vardır. kalan 170 öğrenci 3400 dakika eder, yani günlük 17 saatlik bireysel mesai. bu mümkün mü? değil. 

bu yüzden öğretmenin ilgi gösteremediği öğrenci kendi kalkıp bir çaba göstermek zorundadır. ama ne yapıyor bu öğrenci? gidip “öğretmen kötüydü hüüü” diye ağlayarak vicdanını rahatlatıyor. 

peki ama bu 170 neden matematiğe ilgi duymuyor? işte bu da bizi 3. maddeye getiriyor.

---

3)matematikten anlamayanların yorumları:
bu kısım çoğunlukla sınıfsal. 

çocuk, çevresindeki insanlardan şunu duyuyor: “öğretmen bana dersi sevdirmedi.” "bizim akrabalar zaten matematik özürlüsü" bu kalıba giriyor ve kendi sorumluluğunu unutuyor. çocuklar benmerkezci olur, işin kolayına kaçar. sen de ona mazeret verirsen, hemen o mazeretin arkasına sığınır.

eğer çevresi matematikten anlamayan insanların oluşturduğu bir ortamsa, geçmiş olsun. o çocuğun zihni zaten sabote ediliyor. 
ne yapmalı? aile olarak bu ortamı kesip atacaksın.

"4 işlemi bilmiyor", "çarpım tablosunu ezbere bilmiyormuş" diye çocuklar aşağılanıyor. problemi anlayamayan biri için hiçbir işe yaramaz. matematik hız değildir. 

bir örnek: biri çıkmış, “çocuğa 5 saat ilgi verdim, çözmeye başladı” diyor. düşünsene sadece 5 saatlik ilgi! normal bir okulda bir ders saati 40 dakika, sınıfta 30 kişi varsa, bir çocuğa haftada 1.3 dakika düşer. tüm yıl boyunca aldığı toplam bireysel ilgi 3 saati bile bulmaz. yani senin küçümsediğin 5 saatlik bireysel ilgi, o çocuğun tüm senede okulda alabildiğinden fazla. bu kadar basit. poponu kaldırıp çocuğun ile ilgilenirsen oluyormuş demek. 

ama yok, herkes öğretmene, sisteme sallıyor. eğitim sistemi dünyanın her yerinde aşağı yukarı böyledir. öğretmenin görevi her öğrenciye matematiği sevdirmek değil, yönlendirmek, yol göstermektir. oturup çalışmıyorsan, istediğin kadar yönlendir, işe yaramaz. 5 saatlik ilgi, taşıma suyla değirmen döndürmektir. 

bir mühendis adayı “bana köprüleri sevdirmediler, bu yüzden köprü yapamıyorum” der mi?

bir doktor adayı “bana damarları sevdirmediler, bu yüzden kardiyolojiye geçmedim” diyebilir mi?

son 10 yılda moda oldu: “öğretmenin görevi sevdirmekmiş, sevince yaparmış.” allah allah… ülkenin yarısı sabah akşam futbol konuşuyor, her okulda öğrenciler “futbolcu olacağım” diye yanıp tutuşuyor ama sonra 50 bin nüfuslu bir ülkeye yeniliyoruz. sevgi mi eksik? hayır. demek ki mesele sadece sevmek değil, emek, disiplin, sorumluluk.


güzel kardeşim, “bana matematiği sevdirmediler” diyorsan, şunu bil: eğer bir işi yapabilmen için illa birinin sana onu sevdirmesi gerekiyorsa, o işi zaten yapacak kişi sen değilsin, ve zaten sana orada ihtiyaç yok. çünkü gerçek hayat, sevdirilenlerle değil, sorumluluğu üstlenenlerle ilerler. dünyada “herkese özel, herkesin içinde kıvılcım yakalayan” bir eğitim sistemi yok. bu iş bireysel çabayla, kendi kendini motive etmeyle olur.


bak, üniversite sınavında matematikle kazanabileceğin ve iş bulabilmen için sınava ilk %3'e girmem gerekiyor . yani bir sınıfta sadece 1 kişi… eğer bir sınıfta 5 öğrenci gerçekten öğrenmek için çabalıyorsa ve aralarında tatlı bir rekabet varsa, öğretmen zamanını kime ayırmalı? matematiğe istekli bu 5 kişiye mi, yoksa “bana sevdirmediler” diye köşeye çekilmiş, çaba göstermeyen dersi baltayalan ve ilgi göstersen bile 1 ay sonra hepsini çöp edecek öğrenciye mi?

öğretmen herkesle tek tek ilgilenemez. birine fazla ilgi verdiğinde, diğerinin hakkı yenmiş olur. sen adalet istemiyorsun eşitlik istiyorsun güzel kardeşim. bu noktada öğretmenlik adalet mesleğidir. gerçekten isteyen, çalışan öğrencilerle yol alır. sadece duygusal yaklaşımla, “daha çok ilgilenseydi severdim” kafasıyla ne öğretmen ilerleyebilir, ne de öğrenci.
devlet üniversiteler için milyon akıtacak. kafasında siyah saç kalmamış profesörü senin karşına getirecek, yeri gelecek o adamı uçakta giderken ölmekten koruyacak istihbarata sahip olacak, eee? elemanın teki poposunu kaldırıp öğretmeni severse ders çalışacak diye? adamdaki keyfe bak. ders sırasında 1,5 porsiyon iskender çekin abimin derse olan sevgisi bozulmasın. 


kravatı kafasına karı gibi dolayıp müdür yardımcısından tokat yeyince burada ağlayan arkadaşımı gördüm. "kravatım yamuktu diye beni tokatladılar. hocalar zart zurt" yazıyordu. görmesek önüne geleni tokatlıyor diyeceğiz. 

yani ne olacak?
öğretmen, sınıfın tamamına eşit şekilde emek veremez; bu bir fiziksel ve zamansal gerçekliktir. ama sen gerçekten istiyorsan, bu düzende de ilerleyebilirsin. bahane arayan değil, çözüm üreten olmalısın. kimse sana bir şeyi altın tepside sunmayacak. sen talep et, çabala, araştır, gerekirse sevmeden ama anlayarak öğrenmeye çalış. çünkü gerçek başarı, sevgiyle değil, kararlılıkla disiplin ile gelir.

Saturday, June 21, 2025

It is best for a person to stay away from social media.

 Today is 21 June 2025, Sat, 03:39 am, Istanbul Turkey.

Just few hours ago Gulnihal Candan, a Turkish social media influencer (or media celebrity), passed away because of her anorexia neurosa illness. May she rest in peace. 

I googled it and found out that the illness is rejecting food intake. The late Mrs. Candan might got this disease because of her being body-shamed by people. She and her sister Bahar Candan got famous for their appearance on fashion show on Turkish TV. People might have body-shamed the sisters for their appearance, even though their appearance was just fine a decade ago. I see nothing shameful on their body, but online harsh criticism against them might have led Gulnihal's eating disorder. 

Sometimes I think it is best for a person to stay away from social media because folks there can be too harsh. Even now when I look at the eksisozluk, a redditlike social dictionary in Turkish language, some users are happy for the death of the star. It is such a shameful thing. How can a person enjoy someone's death, especially when that the late did nothing bad for people. 

I myself used Twitter actively during Covid period and I realised that online bullying is a real thing. Some people just hate you because you exist. You don't need to do harm them or anything, they just hate you and spew hatred towards you. Try to get some success and see how haters dislike you. 

Maybe the thing called "Nazar" means this, people get jealous of you and they cast evil eye on your success, if you have any. 

It is already 2 years I am free of social media, especially Twitter, or X, and I am happy, thank God.

Turkish: Eğer siz de akıl sağlığınızı korumak istiyorsanız, biraz sosyal medya nefretinden uzak kalmak size huzur getirebilir. 

Gülnihal Candan'a Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dilerim. Merhumeye boşuna nefret besleyenlere de Allah akıl fikir versin, kalplerine de şefkat versin.